“Birinci Dünya Savaşı sonrasında dünya oldukça ciddi ekonomik sıkıntılarla boğuşmak zorunda kalmıştı bu ekonomik sıkıntılardan en fazla etkilenen ülkelerden birisi de Avustralya olmuştu. Çünkü Avustralya ekonomisi büyük ölçüde ihracat sanayisine dayanıyordu ancak bu kriz ortamında kimse ticaret yapamıyordu. Bununla beraber savaştan sonra yurda dönen Avustralyalı askerler de sivil hayatlarındaki mesleklerine tekrar geri dönmüşlerdi. Ancak mevcut ekonomik sıkıntılardan dolayı oldukça fakirleşmiş olmaları sivil hayata dönen askerleri zorluyordu.

Dünyayı etkileyen bu büyük sorunun yanı sıra 1932 yılında Avustralya başka bir düşmanla daha uğraşmak zorunda kalmıştı. Avustralya halkının ilk başta önemsemedikleri bu düşman zaman içerisinde hayatlarını oldukça fazla etkilemeye başlamıştı ve Avustralya gün geçtikçe bir savaşa yaklaşıyordu. En sonunda Avustralya halkı bu problemle baş edebilmek için bir şey yapmaları gerektiğine karar verdiler ve döneminin Savunma Bakanı George Pearce’nin yanına giderek hükümete başvurdular. Bu başvuruyla birlikte Avustralya hükümeti savaş kararı aldı ve makineli tüfeklerle düşmana saldırmaya karar verdi. İlk savaş Kasım ayında Camplon’da gerçekleşti. Ancak ilk saldırı Avustralyalılar için tam bir hayal kırıklığı olmuştu çünkü sadece bir tane düşmanı etkisiz hale getirebilmişlerdi. Avustralyalılar ikinci saldırıda düşmana biraz daha yaklaşmaya karar verdiler bunun sonunda ise sadece 12 tane düşmanı etkisiz hale getirebildiler. Savaşın bu şekilde sonlanmasından dolayı kendilerini aşağılanmış hisseden Avustralyalı askerler için savaş böyle bitemezdi bu yüzden de düşmana ikinci kere savaş açma kararı aldılar. İkinci savaşta gerilla taktiği kullanarak düşmanlarını etkisiz hale getirmeye çalıştılar. Bu taktikle bine yakın düşmanı etkisiz hale getirebilmişlerdi. İkinci savaş birinciye kıyasla başarı gibi görünebilir ancak 20 bin düşmanın içerisinden sadece bine yakınını etkisiz hale getirebilmişlerdi ve kazanamayacaklarını anladıklarında ise geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Bundan dolayı ikinci savaşın kazananı da Avustralya olamamıştı. Avustralya bu savaşın sonucunu bir türlü kabul edemiyordu çünkü iki kere resmi olarak savaş açtıkları ve iki kere resmi olarak yenildikleri, tarihe de “The Great Emu War” olarak geçen bu ilginç savaş Avustralyalıların deve kuşlarına karşı giriştiği bir savaştı.”

Tehlikeyle karşılaşan deve kuşlarının kafalarını kuma gömdüklerini ve tehlike geçene kadar beklediklerini düşünürüz, biliriz ya da bildiğimizi sanırız. Hâlbuki deve kuşları tehlike karşısında kafalarını kuma gömmek yerine hep mücadele yolunu seçmişlerdir. Çünkü deve kuşları birçok hayvandan daha güçlüdür ve koşmaları gerektiği zaman hızları 60-97 km kadar çıkar. Bu kadar özellikleri olan bir hayvan kaçabilecekken neden başını kuma gömerek beklesin ki? Deve kuşları bir tehlike sezdiklerinde kafalarına kuma yaklaştırdıkları doğru ama gömmek için değil düşmanlarının geldiği yönü kestirebilmek için. Başlarını yere yaklaştırarak büyük bir dikkatle yerdeki titreşimi dinlerler ve kaçmak ya da saklanmak arasında kendileri için en iyi stratejiye karar verirler. Kısaca sanıldığı gibi tehlikeden kaçmak için başlarını kuma gömmezler tehlikenin boyutunu anlayabilmek ve bir plan yapabilmek için başlarını kuma yaklaştırırlar.

Anlaşılacağı üzere, tehlikeyle ya da rahatsız edici durumlarla karşılaşıldığında kafalarını kuma gömerek beklemek aslında deve kuşlarının bir özelliği değildir. Öte yandan, pek çok farklı alanda yapılan çalışmalar göstermiştir ki bu durum insanlar için farklıdır. Araştırmalara göre; bilişsel önyargılardan biri olan bu davranış insanların günlük hayatlarında çok fazla başvurduğu bir yöntemdir. İnsanların gerçekleri görmemek için “kafalarını kuma gömme” isteği zorluk durumlarının yüksek olduğu seviyelerde daha da açığa çıkmaktadır. Çünkü insanlar, iyimser tahminler yapma ve iyimser beklentilerde olma eğilimine sahiptir. Dolayısıyla, olumlu bilgileri önemser, olumsuz bilgileri küçümser ve karamsar tahminleri ret etmeyi seçerler.

Günümüzde birçok veriye daha az çabayla ulaşılabiliyor. Buna mali durumları gösteren veriler de dâhildir. İnsanlar gelirlerini, borçlarını, tasarruflarını, harcamalarını daha rahat inceleyebilirler. Mali durumların bu kadar kolay takip edilmesi nedeniyle kişilerden beklenen; daha iyi mali kararlar vermesidir. Ancak beklenen ile yaşanan her zaman örtüşmeyebilir. Yapılan bir anket çalışması göstermiştir ki; ABD’li yetişkinlerin neredeyse yarısı kredi kartlarının yıllık faiz oranlarını bilmemektedir. İngiltere’de yapılan bir başka ankette ise mali kaygıları bildirenlerin yalnızca %10’unun ayda en az bir kere mali durumunu kontrol ettiği ortaya çıkmıştır. Kısaca, insanların kendi mali durumları hakkındaki bilgileri çok zayıftır. Birçok kişi kullandıkları kredilerin ve kredi kartlarının faiz oranlarını bilmedikleri gibi kredi kart borçlarının boyutlarını da bilmemektedir. Money Advice Service araştırmasına göre; mevcut finansal refahı belirleyen faktörler arasında finansal güven, kredi yönetimi, aktif tasarruf, finansal katılım ve dikkate alınan harcamalar yer almaktadır. Bu yüzden de borç ve harcamalar gibi kişisel finans ile ilgili konularda kaçınmak, kişinin finansal refahı için önemli bir engel olabilmektedir.

Davranışsal Ekonomi alanında çalışan ekonomistler, insanların gerçeklikten kaçmak için kafalarını kuma gömme davranışına, yatırım yaparken de sıklıkla başvurduklarını fark etmişlerdir. İsrailli ekonomist Dan Galai ve Orly Sade, davranışsal ekonominin kurucularından olan Daniel Kahneman ve Amas Tversky’ın “kayıptan kaçınma” kavramı ile Richard Thaler’in “zihinsel muhasebe” çalışmalarını geliştirmişler ve 2006 yılında “deve kuşu etkisi” terimini yatırımcılar için ilk defa kullanmaya başlamışlardır. 2006 yılından sonra bu terim, önyargılı yatırımcı modelini tanımlamak için kullanılan terimlerden biri olmuştur.

Deve kuşu etkisinin yatırımcılar arasında ne kadar yaygın ve istikrarlı olduğunu ölçmek için Carnegie Mellon Üniversitesindeki ekonomist George Loewenstein ve Duane Seppi tarafından bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırma, 1,1 milyon yatırımcı üzerinde 852 milyondan fazla gözlemden oluşan geniş veri seti kullanarak yapılmış ve araştırma sonucu göstermiştir ki; borsada yaşanan düşüşün ardından yatırımcıların hesaplarını açma oranı da yüzde 9,5 oranında düşmektedir. Yatırımcılar finansal verilerine 7/24 erişebilecek olsa bile piyasalar çöktüğü zaman portföylerine bakmaktan çekiniyorlar.

Bazı zamanlarda çok para kaybettiğini bilmek, şüphelenmekten daha acı verici olabilmektedir. Kayıpları görmezden gelmek yaşanan kayıpları ortadan kaldırmazken; orada değilmiş gibi davranmak yatırımcıları mutlu etmektedir. Bu etki bazen yatırımcıların duygularına göre hareket etmesini engelleyerek bir avantaja da dönüşebilir. Çünkü haber akışları ve bilgi çokluğu yatırımcıların mevcut varlıkları üzerinde normalden fazla işlem yapma eğilimini açığa çıkartır. Böyle işlemler de onların performanslarının düşmesine sebep verir. Kısaca; yatırımcı bazı haberlerden kendini uzak tutarak portföyünü sürü davranışlarından koruyabilir. Ancak önemli olan konu hangi bilgiyi göz ardı edip hangi bilgiyi dikkate almanız gerektiğidir. Bazı durumlarda yatırımcıların hızlı kararlar vermesi gerekir. Böyle zamanlarda bilgiden kaçınmak sıkıntılı sonuçlara neden olabilir. Örneğin uzun vadeli bir yatırımcı değilseniz ve stop noktası belirleyerek işlemler yapıyorsanız olumsuz bilgileri göz ardı etmek portföyünüze zarar verecektir. Fakat uzun vadeli yatırımlar yapıyorsanız o zaman bazı bilgilerden kaçınmak faydalı olabilir. Çünkü bu aşamada edindiğiniz bilgi, karar verme sürecinde size pek faydası olmayacak hatta sizde strese ve kaygıya da neden olabilecektir.  Bu yüzden bir bilgi ile karşılaştığınız zaman “bu bilgileri alıp işleyerek ne kazanabilirim” ya da “bu bilgileri alıp işleyerek ne kaybedebilirim” sorusunu kendinize sormalısınız.

Kötü haberler insanın iyi hissetmemesine neden olduğu için bu haberlerden kaçınma arzusu ortaya çıkabilir. Fakat uzun vadedeki zararlardan kurtulmak için insanların hoşlarına gitmeyen bilgiye bakmaya kendilerini zorlamaları gerekir.  Deve kuşlarının hareketi örnek alınacaksa doğru şekilde örnek alınmalıdır. Deve kuşlarının yaptığı gibi kafanızı toprağa yaklaştırarak stratejinizi belirlemelisiniz. Gelirinizin kaybına neden olan her şey için soru sormanız gerekiyorsa sormalı, yorumlamanız gerekiyorsa önyargılarınızdan uzak yorumlamalısınız. Bunu yapmadığınız zaman doğru zamanda doğru hamleyi kaçırmış olursunuz. Daha sonradan ise bu soruları soracak ne vaktiniz ne de gücünüz olur. Avustralyalı askerlerin bu kadar büyük yenilgi almalarının sebeplerinden biri de düşmanlarını küçümseyerek onlarla ilgili gerçeklikleri göz ardı etmeleridir. Askerler, düşmanlarının kafalarını kuma gömerek savaşmayacaklarını düşünüyorlardı çünkü düşmanları deve kuşlarıydı. Onları bir türlü öldüremeyen askerler gerçekliği kabul etmek yerine kendi yorumlarını ortaya koyarak onların sihirli olduğunu bile düşünmeye başlamışlardı. Ancak asıl konu onların sihirli olmaları değildi.  Deve kuşları kafalarını kuma gömüp beklemek yerine savaş stratejisi geliştirmişler ve olabildikçe hızlı bir şekilde koşarak iki savaşı da kazanmışlardı.

“Neymiş efendim, onların bildiği gerçekler varmış! İyi ama, gerçek her şey demek değildir ki… Hiç değilse işin yarısı, bu gerçeklere nasıl bakıldığına bağlıdır.” Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Cemre,

https://thedecisionlab.com/biases/ostrich-effect/

https://https://thedecisionlab.com/biases/ostrich-effect/thedecisionlab.com/insights/finance/are-you-making-bad-financial-decisions-because-information-avoidance/

The Ostrich Effect: Why and How People Avoid Information

https://www.cmu.edu/news/stories/archives/2015/december/ostrich-effect.html#:~:text=Investors%20who%20displayed%20ostrich%20behavior,older%20investors%20and%20wealthier%20investors.

Ostrich effect

Cemre Yoldaş:  Borsa’nın Dokuz Başlı Ejderhası: Söylenti

Video: Ekonomik krizler, silkelenen kerizler | Atilla Yeşilada

Yapı Kredi Yatırım’dan 1. Çeyrek Tahminleri…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz