Investing.com – Bugün açıklanan TÜFE, Haziran’da son 23 ayın zirvesine ÜFE ise son 32 ayın en yüksek seviyesine çıktı. Haziran ayında beklenti üzerindeki bu artışta kısıtlamaların kaldırılması ile ilgili kalemlerdeki artış etkili olurken ÜFE’de ise maliyet ve kur etkisiyle son derece yüksek seviyelere doğru ilerleme yaşanıyor.  ÜFE ve TÜFE’deki yükseliş kadar gıda enflasyonundaki yükselişe de dikkat çeken Doç. Dr. Oğuz Demir, Investing.com için değerlendirdi.

“TÜİK’in açıkladığı haziran ayı enflasyon verileri içinde iki gösterge maalesef bundan sonraki sürece ilişkin de beklentilerin daha olumsuz olmasına neden oldu. Bunlardan birincisi Üretici Fiyat Endeksi. ÜFE de 2018 sonundaki krizden bu yana ilk kez %40’lı seviyelerin üzerine çıkmış olduk. ÜFE – TÜFE makası her ne kadar üreticilerin üzerlerindeki maliyet yükünü tüketiciye yansıtmadığı gibi bir sonuca bizi götürse de ben durumun tam olarak öyle olduğunu düşünmüyorum. TÜİK’in yayınladığı fiyatlara bakıldığında dahi temel tüketim maddelerinde ve hizmet sektörlerinde yıllık fiyat artışları ortalama %30 – 40 bandına ulaşmış durumda. Yani talebi görece yüksek olan ürünlerde maliyet artışları fiyatlara direkt yansıtılmış. Bu da tüketicinin TÜİK’e göre enflasyonu daha yüksek hissetmesine neden oluyor.

İkinci gösterge ise gıda enflasyonu. Yıllık %20’ye ulaşan gıda enflasyonunu özellikle orta sınıf ve altında gelire sahip vatandaşlar çok daha derinden hissediyor. İşsizliğin yüksek olduğu bir dönemde bu kalıcı yoksulluğun da artacağına işaret eden bir gelişme. Öte yandan sadece kısa vadede değil orta ve uzun vadede de gıdaya daha fazla kaynak ayırmak zorunda kalacak olan bu kesimlerin talebinin de diğer sektörlerde daralması anlamına gelecek. Bu da Türkiye’nin enflasyonu frenlese de ciddi bir yoksulluk sorunu ile boğuşacağı bir döneme işaret ediyor.

Türkiye’nin hızlı bir şekilde bu döngüden çıkması gerekiyor. Ancak alınan önlemler daha çok talebin frenlenmesine yönelik. Hem TCMB’nin faizi sabit tuttuğu son üç toplantıdaki yaklaşımı hem de BDDK’nın kredi kartlarındaki taksitlendirme ile ilgili kararları ekonomi yönetiminin enflasyon meselesini hala talep tarafından okuduğunu gösteren kararlar. Oysa genel olarak maliyetlerin bundan sonraki süreçte artmasının önüne geçecek adımlar atılması lazım. Bunların başında da kur istikrarı geliyor. Siyasetteki gelişmeler ve TCMB’nin faiz kararlarının bundan sonraki süreçte buraya odaklanması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’nin risk primini düşürecek adımlar siyasetçiler tarafından atılırken, TCMB’nin de ekonominin gerçeklerine göre kararlar alması gerekiyor. Ancak daha önce de ifade ettiğim gibi sorunların kalıcı çözümleri için yapılan sorun tespitleri gerçekleri tam anlamıyla karşılamıyor ve atılan adımlar da doğal olarak sorunları çözmüyor.”

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz