Krizin adını koymak önemlidir… Zira eğer doğru teşhis konulursa, doğru çözüm politikaları oluşturulur. Türkiye’de AKP iktidarı henüz kriz olduğunu kabul etmiyor.

Gerçekte ise TL krizi var… Zira etkilerini yaşıyoruz. Yüksek enflasyon, halkın satın alma gücünün düşmesi ve gelir dağılımında bozulma ile ülke riskinin artmasını yaşıyoruz.

1.Türkiye son 3 yılda üç kur şoku yaşadı.

Birinci Kur şoku; 13 Ağustos 2018’de kurlar şok düzeyde arttı. 2017 sonunda 3,79 TL olan dolar kuru; 12 ay sonra 2018 bitiminde yüzde 40 artışla 5,29 TL’ye çıktı.

13 Ağustos 2018 kur şokunun görünen bir nedeni; 14 Mayıs 2018 de, Erdoğan’ın Blomberg’in Londra bürosunda iş adamlarına ”faiz artırımına karşıyım” demesidir.

Bu haber 15 Mayıs 2018’de Financial Times gazetesinde “Yatırımcılar Türkiye’ye karşı yatırım iştahlarını kaybetmeye başladı.” başlığı ile yayınlandı. Bu haberde “Erdoğan, faize karşıyım diyor. Cumhurbaşkanı temel faiz oranı teorisine inanmazken Türkiye’ye yabancı sermaye yatırım yapmaz.” deniliyordu.

Diğer nedeni; ABD’li Rahip Andrew Brunson olayı idi. Bu olay Türkiye-ABD ilişkilerini tarihinin en büyük krizine soktu. Her iki ülke liderleri birbirini uygunsuz ve sert sözlerle eleştirdiler. Yaptırım kararları aldılar.

ABD Başkanı Donald Trump, Brunson’un tahliye edilmediği gerekçesiyle doğrudan Türk ekonomisini hedef alan cezalandırma amaçlı yaptırımlar kararı aldı. Bu karardan sonra; 2018 başında 3.79 TL olan dolar kuru Brunson’un tahliye talebinin duruşmada reddedildiği 18 Temmuz’da 4.79’a çıktı. ABD Hazinesi’nin iki bakan hakkındaki önlemleri duyurduğu 1 Ağustos günü 5 TL eşiğini geçti.

Trump’ın açıkladığı ikinci aşama yaptırımlar içinde Türkiye’den çelik ve alüminyum ithalatına gümrük vergisini arttırma kararının uygulamaya girdiği 13 Ağustos tarihinde, dolar kuru tarihin en yüksek noktası olan 7.21 TL’yi gördü.

Aslında ekonomik kırılganlığı yüksek olması ve yumuşak zemine oturması, Erdoğan’ın Londra konuşmasının ve ABD’nin yaptırım kararlarının etkilerini artırdı.

İkinci kur şoku; Ekim 2020’de meydana geldi. 2018 kur şoku nedeniyle TÜFE yüzde 25’e çıkmıştı. Merkez Bankası gösterge faizini yüzde 24’e çıkardı. Ancak Cumhurbaşkanı, Merkez Bankası Başkanını görevden aldı. Yerine Murat Uysal’ı getirdi. Uysal döneminde gösterge faizleri adım adım düşürüldü. Ekim ayında yüzde 10,25 idi. Gel gör ki aynı ay TÜFE oranı yüzde 11,89 idi. TCMB rezervlerini eriterek doları frenlemeye çalıştı. Ekim 2020’de ikinci döviz krizi patlak verdi; 1 dolar = 8,12 TL’ye çıktı; Erdoğan’ın damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak istifa etti.

Aylık ortalama dolar kuru; 2020 Temmuz ayında 6,8638 iken, Ekim ayında 7,9930 oldu.

Üçüncü kur şoku; 2021 Ekim-Kasım aylarında yaşandı. Kur şokunu Mart’ta Ağbal’ın görevden alınması tetikledi. Yerine gelen yeni MB Başkanı Kavcıoğlu, Eylül ayı başlarında para ve faiz politikasını belirlerken çekirdek enflasyonu dikkate alacağız dedi. Elbette bu faizleri düşürmek için yapılan bir hülle idi. Mamafih MB gösterge faizini, Eylül-Ekim’de üç puan indirdi. Ekim 2020 TÜFE oranı 19,89 ve MB gösterge faizi yüzde 16’dır. Yani eksi 3,3 oranında eksi reel faiz var demektir. Eylül ayından başlayarak TL değer kaybetmeye başladı. 15 Kasım 2021’de dolar kritik sınır olan on lirayı geçti.

2.Aslında TL’nin son 11 yıllık seyrine bakarsak, TL’nin aşırı kırılgan olduğunu ve yüksek oranda değer kaybettiğini görebiliriz.

2010 yılı Kasım ayında, Merkez Bankası 2003 ve TÜFE bazlı reel kur endeksine göre, TL döviz kuru olarak yüzde 27 oranında daha değerli idi. Bugün 2021 Kasım ayında ise yüzde 44 oranında daha düşük değerdedir. Reel kurda değişme yüzde 226’dır. Nereden, nereye!

2010 yılında yıllık ortalama dolar kuru 1,5084 iken, bugün 10,3796’dır. Dolar/TL kurunda nominal değişme yüzde 793’tür. (Bu dönemde TL enflasyonu yüzde 493 ve dolar enflasyonu ise yüzde 155’dir.)

yenicaggazetesi.com.tr

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz