Nedense kimsenin aklına “Yahu, belki de büyümüyoruz da, TUIK ne haltım ölçtüğünü bilmiyor?” cevabı gelmiyor, bu olasılığı araştırmıyor.

Ben de herkes gibi TUIK verileri ile analiz yapıyorum bittabiki, ama artık konjünktürel dalganmalarla hiç ilgili değilim.  Bir önceki makalemde de yazdım, araştırma odağımı geleceğin ekonomisine yönelttim.  Bizi bekleyen fırsat ve tehditleri gençlere anlatmaya çalışıyorum. Bir kez daha Saray Rejimi’nin ekonominin sürdürülebilir büyümesi ve halkın kalkınması için bir numaralı engel olduğunu ispat edeceğim.

Zaten haftayı 8.56’dan kapatan dolar/TL kuru, iktidar eylemeyi muhalefete racon kesmek ve büyük kentlerin en güzide alanlarında camii açmaktan ibaret sanan Saray Rejimi’nin ekonomiye verdiği zararı yeterince açıklıyor, ama daha da ileri gidelim.  Belki Saray Rejimi de dinler de yeni bir yol haritası çizer. Şu anda yol haritası epidemi geçinceye kadar bekleyip, sonra ekonominin “organik” toparlanmasına bel bağlayarak 2023’e kadar “durumu idare etmek”.

O Saray’da Sevgili ve Canımdan Çok Sevdiğim Başkan’ıma öğüt verenleri uyarayım:  Benim Sevgili Başkanım büyüme denen ağacın kökünü kesti, bu ekonomi 2022’de de büyümez, 2023’de de.  Sizin emrinizle, GSYH istatistikleri %10 büyüme de gösterir de, bakın halk ne düşünüyor. Aşağıdaki iki tablo Yöneylem Mayıs kamuoyu araştırmasından alındı.

Niye ekonomi 2023 yılında dahi toparlanmaz?  Çünkü artık rant ekonomisinden çökme ekonomisine geçtik.

Size kısaca 21ci Yüzyıl Türk ekonomi tarihini anlatayım.

 

2001:  Maça çok kötü başladık –  Büyük Marmara Depremi ardından vuran bankacılık kriziyle, siyasi sistem silindi. Bankacılık sistemine format atıldı. AKP iktidara geldi.

2002-2008:  Altın Çağ –  Muhalefetteyken “Yapmayacağız!” diye yemin-i billah ettiği her şeyi yapan AKP, ekonomiye Altın Çağ yaşattı. Uzun vadeli milli gelir büyümesinde en açıklayıcı değişken olan Toplam Girdi Verimliliği (TGV) yılda %5 gibi  akıllara durgunluk verecek oranlarda yükseldi. Çünkü, kapıda Erdoğan’a diş bileyen Bush yönetimi, Ankara’da IMF vardı.

2008-2013:  Tökezleme Dönemi –  Türkiye hakkaten 2008 Büyük Finansal Krizi’ni (BFK) hafif atlattı. Ekonomide BFK öncesi başlayan tökezleme, para ve bütçe politikası don lastiği gibi gevşetilerek aşıldı. Artık yapısal reform ve AB çıpası dönemi bitmişti. Kurumların altının oyulması Ergenekon-Balyoz gibi naylon  davalarla başlayıp  günümüze kadar sürdü.

 

2013-2016:   Rant ekonomisi –   2012-2013’e geldiğimizde Fed’in para basmayı kısması ile ucuz dış krediye dayalı büyüme modeli de teklemeye başladı. Gezi Olaylar’ı Erdoğan’ın kurumlar ve kurallara olan tüm saygısını yitirmesi sonucunu doğurdu. Zaten artık Gülenciler de düşmandı.  Devletin tüm kurumları onların elindeydi.

Rant ekonomisine geçildi. Bu yeni tür büyümenin 3 ayağı vardı. İlki mega-projeler icat edilerek, kanka birinci sınıf müteahhitler semirtildi.  Bunlar aynı zamanda partinin finansman ayağı oldu.  İkincisi, Hazine ve orman arazileri  orta-ölçek müteahhitlere peşkeş çekilerek lüks rezidans furyası başlatıldı, istihdam üretildi.   Kıt tasarruflar TGV’ne sıfır katkısı olan inşaat ve konut alımına aktı gürür gürül. Üçüncüsü, kentsel dönüşüm kisvesi altında halkın sabit mülk açgözlülüğü beslendi. Millet depreme dayanıklı evlerde oturmak için değil, bir daire verip, 2 tane almak için kampanyaya katıldı.

2016 darbe girişimi sonrası:  Çökme ekonomisinin doğuşu

Fethullah Gülen Şeytanı’nın düzenlediği darbe sonrası ekonomi bir daha kendine gelemedi. Çünkü akıllı ve zengin vatandaş parasını yurtdışına kaçırdı. İşinsanı ise sabit sermaye yatırımını durdurdu. Çünkü  OHAL Türkiye’de kanun ve yargının bittiğini simgeliyordu. Birine “FETÖcü” yaftasını yapıştırdınız mı,   sittin sene hapiste çürüyordu.

Bu dönemde ilk “çökmeler” başladı. Kumpas çok basitti. Büyük kentlerin ücra yerlerinde ve tüm Anadolu’da bir basın mensubu, bir kaç polis ve savcı biraraya gelip zavallı bir işinsanı hakkında sahte haber/delil üretip iddianame düzenliyordu. Kurban, akla sığmayacak şüphelerle FETÖ’cü ilan ediliyordu. Hakim de can korkusu yaşadığı için anında gözaltı kararı çıkıyordu. Kurban “Durun, ne oluyor?” diyemeden kendini demir parmaklıklar arkasında buluyordu. Sonra önüne bir teklif geliyordu. Ya tüm malını-mülkünü 2 kör kuruşa bize devredersin, ya da hayata daracık hücrende veda edersin. Bu  kumpas “mala çökmenin” ilk ve anaç türüdür, sonra varyantlar  peydahlandı.

Kumpas öyle başarılıydı ki, artık dava öteleme ve düşürme borsaları kuruluyordu. “Pazara” daha fazla AKP’li siyasetçi ve bir takım da MHP’li girdi. Rekabet kızışınca, FETÖ suçlaması yetmedi, hükümete muhalif herkes hedefti artık.

Bu sürecin devamında, AKP’nin kendi içinde hizipleşmesiyle, Mafya da AKP hizipleri ve MHP’ye hizmet verenler olarak rakip kamplara bölündü. Mafya artık  siyasi rakipleri tuzağa düşürmek, onların yakınlarına ait mallara çökmek  için de kullanılıyordu.

Son aşamada, ya bazı zeki Mafya liderleri kokain ticaretinin ne kadar karlı ve Orta Doğu pazarının aç olduğunu keşfettiler. Ya da siyasetçiler onlara yol gösterdi.  Artık kıyı talanı yepyeni bir anlam taşıyordu. Çünkü  şileplere, kıyılara, limanlara ve marinalara hakim olanlar kokain ticaretini daha kolay gerçekleştiriyordu. Yani, “işlem maliyetleri” daha düşüktü.

Böylece, PKK ve Derin Devlet işbirliğiyle Afganistan’dan Avrupa pazarına sunduğumuz, değeri yılda $10 milyarı bulan eroin trafiğine, değeri TL90-170 milyar arasında tahmin eidlen koko da katıldı.

İşte çökme ekonomisi budur. Nedeni, bu tür habis urların gelişmesine engel olan bağımsız kolluk güçleri, istihbarat örgütleri ve bağımsız yargının artık Başkan Erdoğan bünyesinde “vücut bulmasıdır”  .

Adalet yalnız muhalefet için lazım değil. Malına çökülen, parti ayrımı olmaksızın adalet bulamıyor.   Hatta, çok dayılanırsa, ya dizini ya da canını kaybediyor.

Artık

hizmet, ithalat ve taşımacılık sektöründe iştigal eden,

büyük holdinglere bağlı olmayan,

arkasına yüksek düzeyde siyasi koruma alamayan gariban işinsanı

“çökme ekonomisinin” kapsama alanı içindedir. Yani, malı, canı, ailesi devlet, kolluk güçleri ve yargı tarafından korunmaz.

Bu yüzden bu iş kesimi sabit sermaye yatırımı yapmaz. Şirketine sermaye de koymaz. İşini büyütmediği için yeni istihdama da ihtiyacı olmaz. Ve Türkiye Güdük Necmi gibi yürür gider geçmişten geleceğe.

FÖŞ

Mesele Ekonomi: ‘Çökme’ ekonomisine geçtik’, ‘Türkiye’de sorun açlık!’ ‘& Erken seçim | Atilla Yeşilada

Mustafa Sönmez ve FÖŞ söyleşisi:  Ekonomi Mafya-iktidar geriliminden etkilenmeye başladı

5 ton kokain ile enflasyon sorunun alakası | Cüneyt Akman

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz