Hisse senedi seçimi çok ciddi bir konudur.

Önceki yazımda hisse senedi değerlemesinden bahsetmiştim. Bugünkü yazımı hisse senedi seçiminde dikkat edilmesi gereken unsurlara ayırmak istiyorum.

Öncelikle hisse senetleri, ünlü yatırımcı Peter Lynch’in deyimiyle birer “piyango bileti” değillerdir. Her bir hissenin altında bir şirket yatar. Genel olarak, bir hissenin performansı şirketin performansına ve şirketin performansına yönelik tahminler doğrultusunda şekillenir. Benjamin Graham, Warren Buffett, Peter Lynch, Sir John Templeton, Philip Fisher ve John Neff gibi yatırımcıların dünyaca ünlü yatırımcı olmasını sağlayan, onların kendilerine has şirket seçim kriterleri ve bu kriterlere olan sadakatleridir.

Hisse senedi araştırmasına, ilgili hissenin altında yatan şirketin hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine bakarak başlamak gerekir. Çoğu zaman yatırımcılar, hakkında pek bilgi sahibi olmadıkları bir alanda faaliyet gösteren şirketlere yatırım yaparak vakit ve para kaybedebilmekteler. Bir şirketin ileride ne gibi yatırımları olacağını, bu yatırımların potansiyel getirilerini ve şirketin faaliyet gösterdiği alanda yaşanabilecek gelişmeleri doğru kavrayabilmek için ilk olarak kendimiz için doğru olan sektörü seçebilmeliyiz. Böylelikle hata yapma payımızı azaltabiliriz.

Doğru sektörü seçtikten sonra sıra şirket seçimine gelir. Burada dikkat edilmesi gereken unsurlar şirketin yıllık raporları, bilançosu, gelir tablosu ve nakit akım tablosudur. Tüm bunların yanına rakip şirketlerinkini de koyabiliriz.

İlk olarak bilançoda dikkat edilmesi gereken noktaları vurgulayalım (not: bu yazımda bahsini geçtiğim finansal rasyolar başlangıç için önemli gördüklerimdir. Daha birçok finansal rasyo bulunmaktadır). Bir bilanço, şirketin seçili dönemde sahip olduğu varlıkları, yükümlülükleri ve öz kaynağı gösterir. Bir şirketin faaliyetlerini sürdürebilmesi için önce hayatta kalması, yükümlülüklerini yerine getirebilmesi gerekmektedir. Bilançoda ilgili dönem için dönen varlıklar kalemini kısa vadeli borçlar kalemine bölersek cari oran adını verdiğimiz bir likidite rasyosunu bulmuş oluruz. Bu rasyo, şirketin likit, 1 yıldan kısa vadede nakde dönüştürebileceği varlıkların, şirketin 1 yıldan kısa vadeli borçlarının ne kadarına tekabül ettiğini gösterir. Tercihen bu rasyonun 2’nin üzerinde olması önemlidir. En azından 1.5’in üzerinde olup olmadığına dikkat edilmelidir. Bir diğer oran ise asit test oranıdır. Bu oran, dönen varlıklardan stokların çıkarılması ve elde edilen tutarın kısa vadeli borçlar kalemine bölünmesiyle bulunur. Cari oran ile benzerdir ama stokların kısa süre içerisinde nakde dönüştülememesi durumunda şirketin kısa vadeli yükümlülüklerini ne oranda karşılayabileceğini gösterir. Bu rasyonun 1’in üzerinde olması önemlidir. Son olarak borç öz kaynak oranından bahsetmek isterim. Öz kaynak (sermaye), şirketin varlıklarından yükümlülüklerinin çıkarılmasıya bulunur ve hissedarların şirketin varlıkları üzerindeki payını yansıtır. Bir şirketin toplam yükümlülüklerini öz kaynak kalemine bölersek şirketin 1 TL’lik hissedar payı karşılığında ne kadar borç kullandığını bulmuş oluruz. Bu rakamın düşük olması şirketin finansal sağlığı açısından olumludur. Yalnız şuna dikkat etmek gerekir ki bu oran, sektörden sektöre değişkenlik gösterdiği için bu oranı sektörel bazda değerlendirmek gerekir. Aynı zamanda bir şirketin borç öz kaynak oranının yüksek olması her zaman olumsuz olmamaktadır çünkü şirket, serbest nakit akımlarının yeterliliği durumunda, borçlarını rahat bir şekilde yerine getirebilmektedir. Buna nakit akım tablosunda değineceğiz.

Şimdi gelir tablosuna bir göz atalım. Gelir tablosu bize, şirketin satış gelirlerini, çeşitli giderlerini ve dönem kârını gösterir. Benim için önemli olan, ilgilendiğim şirketin satış gelirlerinin istikrarlı bir şekilde yükselmesi ve yükselmeye devam edecek olmasıdır. Büyüme trendinin devam etmesi durumunda hisse senedinin fiyatındaki artışla beraber kâr potansiyeli de artacaktır. Ancak şuna dikkat etmek gerekir ki, bir şirket için yüksek bir büyüme beklentisi varsa ve şirket beklentilerin altında kalırsa, hisse fiyatında olumsuz gelişmelerin yaşanması olası olmaktadır. Bu yüzden gelir beklentilerinde muhafazakar olmakta yarar var. Gelir tablosunda odaklanılması gereken unsurlardan biri net kâr marjıdır; bunu, şirketin net dönem kârını (giderlerin satış gelirlerinden çıkarılmasıyla bulunur) satış gelirlerine bölerek buluruz. Bu oran, şirketin satış geliri kaşına ne kadar kâr elde ettiğini bize gösterir. Kâr marjının zaman içinde artış içerisinde olması şirketin daha efektif bir biçimde faaliyet gösterdiğini gösterir ve şirketin yönetimi hakkında bize önemli bilgiler verir. Kâr marjının yüksek olup olmadığı görelidir, sektörden sektöre değişir. Bunun için bir şirketin kâr marjının ne kadar iyi olduğunu değerlendirebilmek için aynı sektörde faaliyet gösteren rakiplerinkiyle kıyaslamakta fayda var. Son olarak faiz karşılama oranına bakalım. Bu oran, şirketin faiz ve vergi öncesi kârının faiz giderlerine bölünmesiyle bulunur, şirketin faiz ve vergi öncesi kârının borcu üzerine ödediği faizin ne kadarını karşıladığını gösterir. Bu oranının en az 3 olması önemlidir. Bu oranın yüksek olması, şirketin daha az maliyetle borçlanabilmesine olanak sağlayacaktır.

Nakit akım tablosu bize şirketin nakit giriş ve çıkış kalemlerini gösterir. Bu tablo 3 ana başlık altındadır: işletme faaliyetlerinden elde edilen nakit akışı, yatırım faaliyetlerinden elde edilen nakit akışı ve finansman faaliyetlerinden elde edilen nakit akışı. Biz şimdilik ilk ikisine odaklanacağız. İşletme faaliyetlerinden elde edilen nakit akış kalemini, yatırım faaliyetlerinden elde edilen nakit akış kaleminin alt kalemi olan net maddi duran varlık artışından çıkarırsak serbest nakit akımını buluruz. Bu rakam bize firmaya olan serbest nakit akımını gösterir ve firmanın değerini tahmin etmekte kullanılan önemli bir unsurdur. Aynı zamanda serbest nakit akımları, şirketin uzun dönem borçlarını ödeme kabiliyetini de yansıtmaktadır. Bir şirket, yüksek borçluluk oranına sahip olmasına rağmen yeteri kadar serbest nakit akımı yaratabiliyorsa operasyonel faaliyetlerinde bir olumsuzluğun yaşanmaması takdirinde borçlarını rahat bir şekilde ödeyebilme gücüne sahiptir.

Gelir tablosundan ve bilançodan aynı anda faydalanarak elde edilen önemli kârlılık oranlarından da bahsetmek isterim. Bunlardan önde geleni öz sermaye kârlılık (RoE) oranıdır. Seçilmiş yılın net dönem kârının, aynı yılın ortalama öz sermayesine bölünmesiyle elde edilir. Bu oran bize, hissedarların payına düşen 1 TL başına şirketin ne kadar kâr ettiğini gösterir. Bu oran ne kadar yüksek ise o kadar iyidir. Bu oranın yeterli olup olmadığı, bir önceki yazımda bahsettiğim CAPM modeli ile elde edilen şirketin sermaye maliyetine bağlı olmaktadır. Sermaye maliyetinden yüksek bir öz sermaye kârlılık oranı, hissedarlar için değer yaratırken sermaye maliyetinden düşük bir öz sermaye kârlılık oranı ise hissedarlar için bir zarar niteliğindedir çünkü bu, hissedarların alternatif maliyetleri kadar kâr elde edemediklerini gösterir. Öz sermaye kârlılık oranı yüksek borçluluk oranına sahip şirketler için çok yüksek bir değer alabilmektedir. Bu yüzden yüksek borçluluk oranına sahip sektörlerde yatırılmış sermaye üzerine getiri (ROIC) oranından bahsetmek isterim. Bu oran, şirketin vergi sonrası net işletme kârının (faiz gideri çıkarılmamaktadır), şirketin öz kaynağının ve faiz ödemeli kısa+uzun vadeli borçlarının toplamına bölünmesiyle elde edilir. Böylelikle şirketin önemli finansman kaynaklarını ne kadar kârlı değerlendirdiğini bulabiliriz. Bu oran, şirketin ağırlıklandırılmış sermaye maliyetinden (WACC) yüksek olmalıdır. WACC’den yüksek olan sermaye kârlılığı hem şirketin hissedarları hem de kreditörleri için değer yaratımı anlamına gelirken, WACC’den düşük olan kârlılık tersini ifade etmektedir. ROIC, WACC’den ne kadar yüksek olursa, şirketin içsel değerindeki yıllık artış da şirketin yeniden yatırım yapma oranına bağlı olarak artış göstermektedir. Şirketin içsel değerindeki artış, hisse senedi fiyatında bir artışla geri dönebileceği için, yatırımcılar açısından bu oran büyük bir öneme sahiptir.

Yukarıda bahsini geçtiğim rasyoların hesaplanışı değişkenlik gösterebilmektedir. Burada önemli olan, ilgilenilen şirketin farklı finansal oranlarının zaman içerisinde nasıl değiştiği ve bu oranların şirketin rakiplerinkine göre olan karşılaştırmasıdır. Bir şirketin kârlılık oranındaki değişim sektör geneli genel bir iyileşmeyi de yansıtabileceği gibi şirketin kendini daha iyi bir yerde konumlandırmasıyla da meydana gelebilmektedir. Bunu anlayabilmek için şirketin yıllık raporlarını okumakta, şirket hakkındaki haberleri takip etmekte ve bir durum değerlendirmesi yapmakta fayda var.

Hisse senedi seçimi uğraş gerektiren bir iş olmakla beraber dikkat gerektiren bir iştir. Bu konuda başarılı olmanın anahtarı farklı kaynakları okumaktan ve deneyimden geçer.

NOT: Yukarıda yazdıklarım tamamen kendi kişisel görüşlerim olup asla yatırım tavsiyesi değildir.

Kaya Özyürek

Twitter: @financeplumber

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz