Ağustos enflasyonu öyle telaffuz edildiği gibi düşmedi. Temmuz sonundaki bulunduğumuz yerin “çok çok altında” değil, üstünde idi. Temmuz ayında yıllık yüzde 18.95 iken, ağustos ayında yüzde 1.12’lik aylık artışla yüzde 19.25’e çıkıyordu.

Cumhurbaşkanı ise “çok çok altında” bekliyordu.

Bu sonuç bile, otomotivde matrah değişikliği yapılarak, ÖTV düşüşü sağlanması, bunun da bazı otomobillerde fiyat düşüşü getirmesiyle kısmi aşağı çekme etkisine karşın aylık TÜFE yüzde 1.12 artış göstermişti. Bu manevra bile işe yaramadı.

Oysa enflasyon ivmesi ve fiyatlama davranışındaki bozulma, bırakın marjinal bir faiz indirimini tersine aylar öncesinden artış gerektiriyordu.

Haziran ve temmuz ayında olduğu gibi, ağustosta da fiyatlama davranışındaki bozulma giderek belirginleşiyordu.

Ağustos ayında TÜFE’yi oluşturan 415 mal ve hizmet fiyatından 307’si artarken, azalanlar düşüldüğünde net 250 kalemin fiyatında artış görülmüş. Oysa TÜFE serisinde ağustos aylarında 2003’den bu yana görülen net artış en yüksek 135 olmuş. Yani, çoğunlukla ucuzlama dönemi olan ağustosta rekor kırılmıştı.

Enflasyonu düşüremiyoruz bahane lazım

İşte böyle tabloda, iki ana “söylem” iletişimi başlatıldı. Birincisi, küresel emtia ve enerji fiyatları dünyada da enflasyonu yükseltiyor. O ülkelerde de bunun “geçici” olduğu vurgulanıyor. O zaman biz de böyle söyleyelim biçiminde bir iletişim başladı.

İkincisi de yine bununla uyumlu olarak, manşet enflasyonda emtia ve gıda fiyatları kaynaklı bir sıçrama var, bu geçici ise biz o zaman çekirdek enflasyona bakalım iletişimi.

İşte Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun çarşamba günü seslendirdiği temanın ana noktası bu iki söyleme dayanıyordu.

Mali piyasalar ne denmek istendiğini kısa sürede anladı ve TL hızla değer kaybetti.

Kavcıoğlu “Kısa vadede enflasyon görünümünde etkili olan geçici unsurların etkisini yitireceğini ve son çeyrekte enflasyonun düşüş eğilimine gireceğini düşünüyoruz. Gıda dışı enflasyonun yılın geri kalanında da manşet enflasyonun altında kalmaya devam etmesini bekliyoruz” diyerek başladığı çekirdek enflasyon vurgusunda, nedense şimdiye dek referans alınmayan IMF ve küresel merkez bankacılara atıfta bulundu; “Bu çerçevede, merkez bankaları ve politika yapıcılar; gıda fiyatlarındaki gelişmeleri, çekirdek enflasyon gelişmelerini ve artan enflasyonun enflasyon beklentilerine etkisini takip ediyorlar” diyerek.

Kavcıoğlu, “IMF, Dünya Ekonomik Görünümü (World Economic Outlook) raporunun son güncellemesinde, merkez bankalarının fiyat dinamiklerini analiz etmesi ve enflasyondaki hareketlerin geçici olup olmadığını dikkate alması gerektiğini kaydetti. Türkiye’de de gıda fiyatları yükselişte ve temmuz ve ağustos aylarında gıda fiyatları enflasyonu gerek tarihsel ortalamalardan gerekse gıda dışı enflasyondan belirgin olarak yüksek seyretti” vurgusuyla, on yıllarca sıfıra yakın enflasyonla yaşayan dünyanın ortakçısı olmaya talip oluyordu.

“Diğer merkez bankalarında olduğu gibi bizim de salgının getirdiği arz ve talep şokları neticesinde ortaya çıkan fiyat hareketlerinin geçiciliğine dair analizlerimizin bulunduğunu paylaşmak isterim. Para politikasının etkileyebildiği talep unsurları, çekirdek enflasyon gelişmeleri ve bunların orta vadeli enflasyon hedefimizle uyumlu seyretmesine ilişkin analizler yanında, önümüzdeki dönemde arz şoklarının yarattığı etkilerin ayrıştırılmasına biraz daha fazla ağırlık verilecektir.”

Öyle ki şu tabloyu paylaşırken, sanki Türkiye yüzde 2-3’lük enflasyonla yaşarken, emtia ve gıda fiyat şokuyla karşılaşmış Norveç’le aynı ligdeymiş gibi normalleştirme çabasına giriyordu. Ayrıca sunumundaki verilerde en tepede, nedense Norveç’in yurtiçi imalat maliyetlerini değil de ihracat fiyatlarını da kapsayan bileşik üretici fiyatlarını içeren endeks kullanılmıştı. (Türkiye’nin ÜFE’sine kardeş bulma çabasından mı?)

Ülkemizdeki politika hatalarına ortak aramak için en yüksek üretici fiyatı artışı bulup tahtanın başına yazma çabasına girişilirken, Norveç’te ÜFE artışında yıllık yurtiçi imalat maliyeti yüzde 7.6 yerine ihracat fiyatlarını da içeren bileşik ÜFE yüzde 43.4 olarak yansıtılıyordu. (Kaynağım: Norveç İstatistik Enstitüsü  https://www.ssb.no/en)

Kaynak: TCMB

Kavcıoğlu belli ki sunumda kullandığı verilere dikkatle bakmamış. Diğer gelişen ülkelerde ÜFE yüzde 30’lara kadar artış gösterirken neden TÜFE artışları yüzde 4-5-6 seviyesinde olmuş da neden Türkiye’de yüzde 40-50 aralığındaki üretici fiyatlarına karşılık yüzde 20’lik TÜFE ortaya çıkmış? Bu sunum tablosunda da enflasyondaki politika yetmezliği ve diğer ülkelerden ayrışma çok açık biçimde görülüyor.

OECD verilerine göre (Temmuz itibariyle) tüm OECD ülkeleri ortalama üretici imalat fiyat artışları yıllık yüzde 11.4 iken, tüketici fiyat artışı ortalaması yüzde 4.4 olmuş.

Şimdi çıkıp da gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerden, Türkiye’deki hatalı politikalara ortakçı aramak, Türkiye’deki aşırı fiyat hareketini küresel gelişmelere montajlayarak normalleştirme çabası, tam da kamuoyu ile dalga geçmek demek. Hem de seçilmiş verilerle.

Sadece alıntıdır, makalenin tamamı için Uğur Gürse blog sitesini  ziyaret edin

FÖŞ – Özlem Derici Şengül KAGİDER ekonomi sohbeti

Rusya Merkez Bankası yine faiz artırdı

ANALİZ: İşgücü verilerindeki oynaklığa karşın, istihdam artışı devam ediyor

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz