Ülkemiz iktisadi olarak alışılagelmişin dışına çıkmaya devam ediyor. Pandeminin denk geldiği 2020 yılında bütün Dünya küçülürken biz yüzde 1,8 büyüdük. Peki ülkede işsizlik kısa çalışma ödenekleriyle düşük tutulmaya çalışılırken, cebindeki 12 TL’yi eşine bırakarak yaşamına son veren işçi haberlerini görürken veya güzel ülkemin tam kapanmayı sağlayacak iktisadi gücü yokken nasıl büyüyoruz, bunun açıklaması ne?

Bir ülke reel olarak nüfus oranından daha fazla büyüyorsa insanların cebine giren para artar. Bu da iktisadi büyümedir esasında. Merkez Bankası’nın tanımına göre; reel gayrisafi yurt içi hasıladaki artış oranıdır. Gayrisafi yurt içi hasıla ise belirli bir zaman içerisinde bir ülkede üretilen nihai mal ve hizmetlerin piyasa değeridir. Hesaplaması da çok basittir.  Gelin bunu şimdi bir örnekle basit olarak izah etmeye devam edelim.

Örneğimizde Y ülkesini kullanacağız. 2020 ile 2021 yıllarındaki GSYH farkını yazarak hesaplayacağız. Bu ülkede sadece tavuk, su ve ekmek üretimi varken para birimini de Y dinarı olarak belirledik. Diyelim ki, Y ülkesinde, 2020 yılı içinde sadece 100 adet ekmek, 20 kg tavuk ve 700 şişe su üretildi.  Dolayısıyla; Üretim= 100 adet ekmek+20 kg tavuk+700 şişe su olarak yazılır.  Ekmeğin adet fiyatı 2 Y dinar, tavuğun kilosu 50 Y dinarı ve şişe suyun fiyatının 2 Y dinarı olduğunu varsayalım ve 2020 yılının GSYH’sını hesaplayalım.

Bu hesap için dört işlem yetiyor!

GSYH= (100 x 2) + (20 x 50) + (700 x 2) = 2.600 Y Dinarı

2021 yılının hesaplamasını yapalım. Ama bu sefer Y ülkemiz yeni bir doğal kaynak bulmuş ve yıl boyu 934 şişe su üretmiş olsun ve ekmeğimizin fiyatı 2.5 Y Dinarına çıkmış olsun.

2021 yılı GSYH= (100 x 2.5) + (20 x 50) + (1000 x 2) = 3.250 Y Dinarı

2021’de ülkemiz %25 büyümüş oldu. (3.250-2600/2600) Bu büyüme aslında ülkenin nominal büyümesidir. Gerçek büyüme ise reel büyümedir. Bunu hesaplamak için geçen yılın fiyatlarını kullanacağız. Yani; ekmeği 2.5 Y dinarı yerine 2 Y dinarından hesaplayacağız.

2021 yılı GSYH= (100 x 2) + (20 x 50) + (1000 x 2) = 3.200 Y Dinarı 2021 reel büyüme: %23

Peki sanki makroekonomiye giriş dersindeymişiz gibi hesaplamayı niye açıkladım? Üretim olarak gittikçe daha kötüye giden, en büyük GSYH kalemlerinden olan turizm, hizmet, inşaat gelirlerinden mahrum kalan bir ülkede artı büyüme hesap etmenin (hele pandemi döneminde) ne kadar imkânsız olduğunu gösterebilmek için.  Büyümek için önceki seneden daha fazla üretim yapılması gerekiyor. Fiziki imkansızlıkların hat safhada olduğu, Çin harici bütün Dünya’nın küçüldüğü ve yüz yılda bir gelecek bu felaket döneminde nasıl daha fazla üretim yapıldı merak ediyorum doğrusu.

Yukarıya iki farklı şema ekledim. Birincisi ülkelerin 2020 yılı GSYH beklentisi. Türkiye dahil bütün ülkelerde resesyon beklentisi var. Yıl sonuna gelindiğinde birçoğunda beklenti gerçekleşti. Bloomberg HT’den aldığım bu grafik ise son bir yıldaki petrol fiyatını gösteriyor. En çok ithal ettiğimiz kalemlerden olan ve 1.5 kattan fazla yükselen petrol fiyatına rağmen büyümek çok önemli meziyet doğrusu.

Gerçekten büyüdüğümüzü varsayarsak bu para arzının genişlemesinin eşit olarak dağıldığına emin miyiz? Hiç sanmıyorum. Örneğin aşağıdaki grafiği ele alalım.   Dünya Bankası’na göre 2017’den bu yana yoksullaşıyoruz. Ancak bu yıllarda büyüme açıklayabiliyoruz. Gelirin doğru dağılmamasının başka göstergesini son açıklanan TÜFE, ÜFE rakamlarından görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Bloomberg HT’nin lokomotif ekonomi kanalı olmasında pay sahibi ve bana da büyük katkıları olan Sezgi Cumhur Örnek’in hazırladığı grafikte ortalamadan en çok sapma gösteren ana harcama gruplarını görebilirsiniz.

Son beş yılın Nisan enflasyon ortalaması %11,94 iken; bu yıl gerçekleşme %17,14 oldu. Temel ihtiyaçlardan olan ulaştırma (%29), ev eşyası (%22), sağlık (%19) ve gıda (%17) oldu. Tekrar soruyorum: Bu kadar temel harcama gruplarının fiyatları artarken, hangi kesim büyüdü?    Yoksulluğun bir başka tezahürü de güven. Titizlikle hazırlandığını bildiğim Bloomberg HT’nin güven endeksine göre Eylül 2018’den beri tüketici güven endeksi bu ay itibarıyla en düşük seviyeye geldi. Bu güvensizlik anketlere de yansımış durumda zaten. Son 3 yılda siyasal iktidarın oy oranı yaklaşık %15 düşmüş görünüyor. Son seçimde Cumhur İttifakı sandıktan çıkan oylarla ülkeyi yönetme yetkisini halktan aldı. Ama gerek tablolar gerek rakamlar gerekse sokağın sesi halkın kendisini yönetenlere güveninin bariz biçimde azaldığını işaret ediyor.

Bu sebeptendir ki büyüme yanı sıra gelir dağılımı ve fırsat eşitliği de önemli. Bu rakamlar doğru bile olsa büyümeden sadece en üsttekiler faydalanıyorsa uzun vadeli sürdürülebilir bir yapı kurmamız mümkün değildir.  Uzun lafın kısası bir ülkede vatandaşın 2/3’ü aldığı ücretten, işinden memnun değilse kimse ekonomik büyümeden bahsedemez.

Yazarın Muhalif’te yayınlanan makalesidir. Yazılı izniyle tekrar yayınlanmıştır.

FÖŞ yazdı: Gelişen Ülkeler’in kayıp 10 yılı—Türkiye dahil

Murat Kubilay: ‘Faiz ile enflasyon arasındaki hassas denge’

Dr. Mahfi Eğilmez: Yasaklama, kısıtlama ile enflasyon düşmez

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz