Bu sabah erken uyandım, saat 10:00 gibi. Hintli kahyam hemen buz gibi mimoza kokteylimi, sıcak krosanlarımı ve Borneo kahvemi getirdi.  TV’yi açıp Bloomberg’de (hakikisi, yani İngilizce olanı) keyfimi yerine getirecek finansal faciaları  seyretmeye koyuldum.

Ve.. hemen buldum da. Önce ABD eski Hazine Müsteşarı Lawrence Summers’la söyleşi yaptılar. İhtiyar kurt, “Covid-19 ABD’nin karşı karşıya olduğu en önemli milli güvenlik riskidir” buyurdu. Sonra bir doktor kadına bağlandılar. O da Covid-19’un 6 ay içinde dahi bitmeyeceğini, geçmişte bu tür global salgınların 3 yıl sürdüğünü ekledi.

Tüm dünyada toplum içinde aşı karşıtlarının oranı %15-25 arasında değişiyor. Bizde de %20.  Bu insanların fikrini değiştirmek nerdeyse imkansız. Covid-19’un sonunu getirecek sürü bağışıklığına erişmemizin önündeki ilk engel bu.  İkincisi ise, mRNA türü yeni teknoloji aşıların dahi 6-9 ay içinde koruma etkisinin aşınması. Yani, 3, belki 4-5 doz aşı olmamız gerekecek.

Temmuz ayı itibarıyla geniş kapsamlı işsizlik oranı %23.5, yani her dört çalışandan biri işsiz ya da yarı-işsiz. Buyrun tablo aşağıda:

Turizm sezonu orman yangınları yüzünden bitti, ya da bitecek. Biraz önce Temmuz ödemeler dengesi istatistiklerine baktım, bu sene Ocak-Temmuz dönemi brüt turizm geliri $7  milyar civarında. Düşünün pandemi öncesi ekonomiye net $22-23 milyar akıtan bir endüstriden geriye bu kalmış.  Turizmin en az 600 bin kişiye mevsimlik iş sağladığını, ona hizmet eden tedarik işkollarıyla birlikte, belki 1.5 milyonun geçim kapısı olduğunu hatırlayalım. Kış aylarında bu insanlar da işsiz kalacak. Onları emecek alan, ucuz hizmet sektörü, yani perakendeciler, AVM’ler, cadde mağazaları, vs. Velakin, epidemi esnasında e-ticarete alışan halkımız artık bu mecralarda alışverişi azaltıyor.

Yani, organize perakende işçi çıkartacak, çağrı merkezi ve e-ticarette çalışabilecek değişik becerili bir istihdam profili arayacak. Kaç kişi işsiz kalır? Bilmek zor, ama kış aylarında istihdam manzarasını karartacak bir gelişme bu değişim.

Zaten  daha Temmuz verilerinde ekonomi yavaşlamaya başlamış.   Sanayi üretimi aylık %4.2 gerilerken, nedeni Bayram tatili değil. Özellikle sermaye malı üretiminde daralma belirgin. Yani, iş dünyası 2 çeyrek süren  sabit sermaye yatırımı atılımı dönemini yaz aylarında tamamlamış gözüküyor. Sanayi de fazla taze istihdam talep etmez. Temmuz’da aylık (reel) perakende satışlar sadece %0.7 arttı, üstelik Bayram alışverişi de vardı.  Tüketici kredileri nominal bazda hala büyüyor, ama reel bazda daralıyor.

Yani, tüketim sanıldığı kadar güçlü değil. Nihayetinde kış aylarında geçen kış gördüğümüz %28’ler civarında geniş kapsamlı işsizliğe geri dönmemiz olasılık dışı değil.  Ama, geçen kışa nazaran olumsuz farklar var. Mesela, artık pandemiye endeksli nakit destekleri sona erdi. Kredileri bedava verseniz alacak şirket bulamıyorsunuz. Hane halkı da kredi limitlerini doldurdu. Zaten hükümet  tüketici kredilerini sınırlamaya çalışıyor diyorlar.  En önemlisi, işsiz kalacaklar geçen kış ellerindeki birikimleri yiyip bitirdiler.

Bizi bekleyen sosyal faciayı anlatabildim mi size?  Bu facia önce göçmenlerden hınç çıkartma olarak tezahür eder. Sonra da halk sokaklarda hükümetten hesap sorar. Zaten, YouTube’da dolaşan videolara bakarsanız, AKP milletvekilleri pek halk içinde dolaşamıyor.

İşte bu noktada, U-dönüşü yapıp siyaset kulvarına girelim. Size Eylül başı itibarıyla AKP-MHP’nin oy oranını vereyim:  Kararsızlar dağıtıldıktan sonra %41.5! Nerden biliyorum?  Çünkü, ekibimiz kelebek koleksiyoncusu titizliğiyle her yayınlanan anketi toplayıp, ortalamasını oluşturuyor.

Peki, Başkanım Erdoğan’ın onaylanma oranı?  Yerlerde sürünüyor. Aşağıda Yöneylem anketinden iki kare size manzarayı anlatmaya yeter.

Neden böyle?  Bu yazacaklarımı anket şirketleri ve siyaset uzmanları kavramadı ama ekonomistler çok iyi bilir. Seçmenin karnı tok olduğunda ideoloji, etnik kimlik, mezhep, özgürlükler, deplasmanda kazanılan askeri başarılar gibi konular parti tercihini etkiler. Ama aç insanlar sadece onları aç bırakanlardan intikam için oy kullanır.

Erdoğan ve AKP-MHP ittifakının bu kış havlu atacağını düşünmemin dört temel nedeni var:

-Covid-19 kapanma ve kapatmaları geri gelecek.

-Gıdanın yanına bir de kira enflasyonu eklendi, elektrik dağıtım şirketleri de zararda, acilen zam istiyor. Bunlar yapısal sorunlar. Ekonomi politikası değiştirerek veya perakende mağazasını basarak çözemezsiniz.  Yapısal reformlar lazım, mesela elektrik üretiminde yeşil ve yerli enerjiye dönmek. Mesela, tarımda hektar başına verimi artırmak için çiftçiyi yoğun biçimde eğitmek.

-Üçüncü neden göçmenler. Halk artık bıktı. Yalnız işleri çaldıkları için değil, sosyal yaşama uyum sağlayamadıkları için. Türkiye’de kayıtlı-kayıtsız en az 6 milyon göçmen var. Yani, nüfusun nerdeyse %8’i son 5 yıl içinde mahalleye geldi. Akıl almaz bir sosyal yabancılaşma yaşıyor Türkiye.

-Dördüncü neden ise yukarda uzun uzun uzadıya anlattığım işsizlik.

Pandemiyi tamamen yensek de kaybolan işler geri gelmez. Çünkü istihdam ikame eden Sanayi 4.0, Yapay Zeka ve Nesnelerin Internet’i pandemi esnasında 10 yıllık inkişafını 2 yılda yaptı. Türkiye’ye artık dil bilen, bilgisayar kodu yazabilen, makinalarla çalışmaya aşina bir işgücü lazım da, imam hatipler bunları yetiştirmekte zorlanıyor biraz.

Siz, Değerli Okurum, gelecek seçimde oy verirken emekliliğinizi düşünün. Eğer 20-40 yaşları arasındaysanız, emekli maaşınızı kim finanse edecek?  Halen tarım-dışı  çalışan sayısı 25 milyon. Bunları üçte biri de sigortasız, yani SGK sadece 15 milyondan prim topluyor. Emekli sayısı ise 10 milyona dayandı. Dünyada bir sosyal güvenlik sisteminin kendini finanse etmesi için en az 3 çalışana bir emekli düşmesi lazım. Bizde bu artık imkansız hale geldi. Çünkü, nüfus hızla yaşlanırken, en büyük ekonomik varlığımız olan genç nüfusa da iş bulamıyoruz.

Websitemdeki yenilemeler burada:  FÖŞ seminer: Kurlar nasıl belirlenir, 2022 yılında kurlar nereye gider?

FÖŞ – KAGİDER Ekonomi Sohbeti

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz